Zihnin Yanılsaması: Olumsuz Kök İnançlarımızda Haklı Çıkma Tutkusu
Bir düşünün: Gerçekten her an güvensiz ve tehlikeli bir dünyada mı yaşıyoruz, yoksa zihnimizin inşa ettiği abartılı bir anlatının içinde mi? Zihnimizin bize sunduğu ilk senaryoya teslim olmak yerine, durup kendimize şu dürüst soruyu sormamız gerekir: Durumun tam tersi bir olasılık barındırma ihtimali var mı?
Kendimize yöneltmemiz gereken belki de en cesur soru şudur:
"Ben sadece haklı çıkmak istiyor olabilir miyim?"
Bazen zihnimiz, olumsuz kök inançlarımızı doğrulamak için gizli bir gayret gösterir. Örneğin; kendisine "Ben değersizim" ya da "Sevilmeye layık değilim" yaftasını yapıştıran biri, belki de içten içe insanlardan izole olmanın konforunu arıyordur. Bir başkasıyla derin ve otantik bir bağ kurmanın getireceği sorumluluktan kaçınmanın en kolay yolu, o "değersizlik" zırhına sığınmaktır.
Benzer şekilde, "Ben zaten başarısızım" diyen bir kişi, potansiyelini gerçekleştirip başarılı olduğunda çevresinin beklentilerinin artacağından ve o eski güvenli alanını kaybedeceğinden korkuyor olabilir. Bazen de bu haklı çıkma arzusu, tamamen tanıdık bir melankolinin sunduğu o tekinsiz huzurdan beslenir. Psikolojide "ikincil kazanç" dediğimiz bu durum, farkında olmadan olumsuz bir inançtan beslenmemize ve o inancı bilinçdışı bir konfor alanına dönüştürmemize yol açar. Birey, kendi iç dinamiklerine dürüstçe bakabilmeli ve olumsuz inancına neden bu kadar sıkı sarıldığını sorgulamalıdır.
Bilme Yanılgısı ve Nasrettin Hoca
Ünlü psikanalist Adam Phillips, Kaçırdıklarımız adlı kitabında fobileri ele alırken, fobi sahibi insanların düştüğü çok temel bir hataya dikkat çeker: "Kesin olarak bilme yanılgısı."
Fobisi olan kişi, o fobi nesnesinin kendine kesinlikle zarar vereceğinden emin olduğunu iddia eder. Phillips bu durumu eleştirirken, aslında hayatımızda kaçırdığımız ya da uzak durduğumuz her şey için aynı mekanizmanın işlediğini vurgular: Bizler, kaçırdığımız veya seçmediğimiz ihtimallerin her zaman çok daha iyi ya da tehlikeli olduğuna neredeyse sarsılmaz bir biçimde emin oluruz.
İşte tam bu noktada, geleneksel kültürümüzün en derin psikanalitik metaforlarından biri imdadımıza yetişir: Nasrettin Hoca’nın "Kazan Doğurdu" fıkrası.
Hoca bir gün komşusundan ödünç kazan alır. İade ederken içine küçük bir kazan koyar. Komşusu şaşırıp sebebini sorunca, "Kazan doğurdu" der. Komşu sevinçle kabul eder. Bir süre sonra Hoca kazanı tekrar ödünç alır fakat bu kez geri getirmez. Komşusu durumunu sorduğunda Hoca, "Kazan öldü" cevabını verir. Komşu hayretle, "Hiç kazan ölür mü, canlı mı bu?" diye çıkışınca Hoca o unutulmaz cevabı yapıştırır:
"Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?"
Kazanın Doğurduğuna İnanıyoruz da...
Neden mi bu iki örneği yan yana getiriyorum?
Çünkü olumsuz kök inançlarımızın "kesin ve değişmez" olduğunu varsayarken tıpkı o fıkradaki gibi hareket ediyoruz. İnançlarımızı mutlak gerçekler sanıyor ve onları dönüştürmek için parmağımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Fıkradaki metaforu kendimize uyarlarsak: Zihnimizde olumsuz kök inançların varlığına ve doğruluğuna bu kadar kolay inanıyoruz da, olumlu kök inançların yeşerebileceğine neden inanmıyoruz? İşimize gelen ya da alışık olduğumuz olumsuz kabullere "doğurdu" deyip seviniyor, iş zihinsel kalıplarımızı değiştirmeye geldiğinde "kazan ölmez" diyerek direniyoruz. Tek taraflı bir bakış açısına saplanıp kalmak, psikolojik esnekliğimizin önündeki en büyük engeldir.
Küçük Bir Zihin Egzersizi
Gün içinde kendinizi "Ben zaten hep bu hatayı yapıyorum" veya "İnsanlar güvenilmezdir" derken yakaladığınızda durun ve kendinize şu üç soruyu sorun:
- Bu düşünce sarsılmaz bir gerçek mi, yoksa zihnimin bana sunduğu bir varsayım mı?
- Bu düşüncede haklı çıkmak bana farkında olmadan gizli bir konfor veya korunma alanı sağlıyor mu?
- Tıpkı Hoca'nın kazanında olduğu gibi; olumsuza inanma eğilimim kadar, olumlu bir ihtimalin varlığına da şans verebilir miyim?
Son Söz
Biraz derinlemesine irdelendiğinde, olumsuz kök inançlarımızın altında ikincil kazançlar veya kabuk bağlamış savunma mekanizmaları yatar. Sürekli aynı durumları yaşayıp bu inançları kendi ellerimizle besliyorsak, zihinsel şemalarımızı ve düşünce yapımızı esnetmek zorundayız.
Sonuç olarak; olumsuz kök inançlarımız sarsılmaz kütleler değil, zamanla zihnimizde alışkanlığa dönüşmüş düşünce patikalarıdır. Kendi zihinsel kurgularımızla yüzleşmek ve o patikaları değiştirmek cesaret ister. Şüphesiz ki bu kökleşmiş inançları zayıflatmak zaman ve düzenli pratik gerektirir. Bu pratik, her saniye kendinizi hırpalamak değil; belirli aralıklarla durup algıda seçiciliklerimize dürüst bir ayna tutmaktır.
Zihninizin size sunduğu her olumsuz senaryoya hemen teslim olmak yerine, arada bir durup kendinize sorun: "Kazanın öldüğüne inanıyorum da, yenisinin doğabileceğine neden ihtimal vermiyorum?"