weather
18°
İstanbul
00:00:00
Yatsı vaktine kalan

Sevgiyi Hak Etmediğimize mi İnanıyoruz? Tekrarlama Zorlantısı ve İlişkiler

YAYINLAMA:

"Neden kimse benimle ilgilenmiyor?"

Bu sorunun cevabı belki de kendi içimizde saklıdır. Değersizlik hissini içselleştirdiğimizde, sürekli "öteki odaklı" bir yaşam sürmeye başlarız. Kendi değerimizi hep başkalarının ilgisine ve onayına bağlarız.

Peki, sevgiyi, ilgiyi ve şefkati hak etmediğimize içten içe inanıyor olabileceğimizi hiç düşündük mü? Eğer değerimiz sadece başkasının onayına bağlıysa, sırf kendimiz olduğumuz için bu ilgiyi hak etmediğimize dair gizli bir inanç taşıyor olabiliriz.

Geçmişi Tekrar Etme İhtiyacı: Tekrarlama Zorlantısı

Bu kök inançlarımız, Sigmund Freud’un da ifade ettiği gibi bizi tekrarlama zorlantısına sürükleyebilir. Tekrarlama zorlantısı, bilinçdışımızın benzer olayları (ve kişileri), biz onları farklı bir şekilde çözene kadar sürekli karşımıza çıkarmasıdır.

İlişkilerimizde sürekli kendimizden ödün veriyor ve aşırı fedakâr davranıyorsak, karşımıza da bizim gibi verici insanların çıkmasını bekleyemeyiz. Tam aksine; ilgisiz, soğuk, mesafeli ve sürekli "alma" odaklı insanlara çekiliriz. Çünkü fedakârlık yapan kişi, aşırı verici davranışlarını meşrulaştıracak, ulaşmak için sürekli çabalaması gereken uzak insanları seçer. Bu durum hem arkadaşlık hem de romantik ilişkiler için geçerlidir. Böylece zihnindeki o zehirli inancı doğrular: "Vermezsem asla sevilmem; sevilmek için aşırı çaba harcamalı ve fedakârlık yapmalıyım."

Bağlanma Stillerinin Rolü

Oysa yanlış olan seçilen kişidir. Yanlış olan, yeni davranışlardan ve yeni (sağlıklı) kişilerden kaçınarak eski tanıdık örüntüleri tekrarlamaktır.

Aynı durum aşırı alıcı ve sömürücü taraf için de geçerlidir. O da kendisi gibi aşırı alıcı, bencil birini istemeyecektir. Çünkü zihnindeki "İstediğim sevgiyi ve ilgiyi herkesten alırım, çünkü bunu kayıtsız şartsız hak ediyorum" inancını, kendi gibi bir kişide doğrulatamaz.

İnsanları sadece iki kalıba hapsetmek doğru olmasa da, John Bowlby’nin Bağlanma Kuramı üzerinden düşündüğümüzde bu iki grubu kabaca şöyle özetleyebiliriz: Kaygılı bağlananlar aşırı verici, kaçıngan bağlananlar ise aşırı alıcı eğilimler sergileyebilir. (Elbette bir kişi hem kaygılı hem de kaçıngan örüntülere aynı anda sahip de olabilir.)

Almayı Gerçekten Kabul Edebiliyor muyuz?

Konumuz fedakârlık yapan ve verici olan kişiler olduğu için odak noktamız şu olmalı: Gerçekten ilgiyi, sevgiyi ve "almayı" kabul edebiliyor muyuz? Yoksa içten içe bunu reddediyor muyuz? Devamlı bize mesafe koyan insanları tercih ediyorsak, "Neden benimle ilgilenilmiyor?" demek çok da mantıklı değildir. Günlük hayatta karşılıksız bir ilgi veya iyilik gördüğümüzde geri çekilip çekilmediğimizi gözlemlemeli ve bu direncin üzerine gitmeliyiz.

Kendimize şu soruları sormak, bu döngüyü kırmanın ilk adımı olabilir:

Almayı gerçekten kabul edebiliyor muyum, yoksa en küçük bir yardım teklifini bile hemen geri mi çeviriyorum?

Gerçek bir sıcaklık ve ilgiyle karşılaştığımda ne yapıyorum; karşılık mı veriyorum yoksa araya mesafe mi koyuyorum?

İltifat veya hediye aldığım durumlarda bile anı yaşayıp kabullenmek yerine hemen "Buna nasıl karşılık vermeliyim?" diye mi düşünüyorum?

Sevgiyi, ilgiyi ve şefkati içten içe hak ettiğime gerçekten inanıyor muyum?

Tüm bunlara inanmama rağmen karşıma hâlâ doğru insanlar çıkmıyorsa, kendi içimde göremediğim kör noktalarım mı var? Bir uzmandan destek almalı mıyım?

Yazar: Uzman Klinik Psikolog Umut Kılıç

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *